19 Ağustos 2012 Pazar

Bir Uzay Efsanesi - Arthur C. Clarke



"Öndeyiş: İlkçocuklar

Onlara ilkçocuk deniyordu. İnsanoğluyla uzaktan yakından ilgileri olmamalarına rağmen, etten ve kandandılar; uzayın derinliklerine baktıklarında, korku ile hayranlık arası bir saygı, şaşkınlık ve yalnızlık hissi kaplıyordu içlerini. Güç kazanır kazanmaz, kendilerini yıldızlar arasında dostlar aramaya başladılar.
...
Tüm Galakside, "bilinç"ten daha değerli bir şey bulamadıklarından onun her yerde doğması için çaba gösterdiler. Yıldız tarlalarının çiftçileri oldular; ektiler, bazen de biçtiler.
Bazen de soğukkanlılıkla zararlı otları ayıkladılar.
Bin yıllık bir yolculuktan sonra araştırma gemisi Güneş Sistemi'ne girdiği zaman dev dinozorlar çoktan yok olmuştu. Gemi donmuş dış gezegenleri geçti ve ölmekte olan Mars'ın çöllerinde biraz durarak Dünya'ya baktı. 
... Öğrenebilecekleri her şeyi öğrendiklerinde uygulamaya başlamışlardı. Karada ya da denizde yaşayan birçok türün kaderiyle oynadılar. Fakat hangi deneylerinin başarıya ulaştığını en azından bir milyon yıl boyunca öğrenemeyeceklerdi.
Sabırlıydılar; ancak henüz ölümsüz değildiler. Yüz milyar yıldızın bulunduğu bir evrende yapacak daha çok şey vardı ve birçok gezegen onları bekliyordu. Bu yüzden bir kez daha bu yldan geçemeyeceklerini bilerek boşlukta ilerlediler.
Aslında tekrar geçmelerine gerek de yoktu. Bıraktıkları uşaklar gerisini halledeceklerdi.
...
Ve şimdi, yıldızların arasında evrim yeni hedeflere doğru ilerliyordu. Dünya'nın ilk kaşifleri et ve kan sınırına çoktan ulaşmışlardı. Makineleri vücutlarından daha iyi duruma gelir gelmez de taşınmaya başlayacaklardı. Önce beyinleri, sonra da yalnızca düşüncelerini metal ve plastikten yapılmış yeni kusursuz evlerine yerleştirdiler.
Bunların içinde, yıldızların arasında dolaştılar. Ondan sonra da uzay gemisi yapmadılar. Kendileri uzay gemisiydiler.
Ancak makine-varlıkların devri de çabucak geçti. Bitmek bilmeyen deneyleri sırasında, bilgilerini uzayın kendi bünyesinde depolamayı ve düşüncelerini sonsuza dek donmuş ışık kafeslerinde korumayı öğrenmişlerdi.
Böylelikle kendilerini saf enerjiye dönüştürdüler. Binlerce gezegende açtıkları boş yuvalar ölümün umursamaz dansıyla titredi ve paslanıp ufalandılar.
... Ve o muhteşem aletleri hala çalışmaya, yıllar önce başlamış olan deneylerini gözetim altında tutmaya devam ediyordu.
Ancak bundan sonra yaratıcılarının emirlerine her zaman uymayacaklardı. Maddeden yapılmış her şey gibi, onlar da Zaman'ın ve onun sabırlı, yorulmak bilmez uşağı Entropi'nin sebep olduğu zararlara karşı bağılıklıkları yoktu."
3001: Son Efsane, İthaki Yayınları

Arthur C. Clarke King's Koleji'ni fizik ve matematik dallarında birinci olarak bitirmiş. British Interplanetary Society'nin eski başkanı, Academy of Astronautics, Royal Astronomical Society ve başka bir çok bilimsel organizasyonun üyesiymiş. Sayısız ödül, sayısız başarısından uzun uzun bahsetmenin çok fazla anlamı yok. En önemlisi kendisi Robert A. Heinlein ve Isaac Asimov ile birlikte bilimkurgunun "3 büyük yazar" ı olarak anılırmış. 1948 yılında BBC'nin hazırladığı bir yarışma için "Gözcü" isimli bir hikaye yazmış. Yıllar sonra Stanley Kubrick kendisiyle iletişime geçip "dillere destan bir bilimkurgu filmi" için bir fikri olup olmadığını sorduğunda bu öyküsünü gündeme getirmiş. Aya kurulan ve dünyada insanları gözleyen gözcü, bilimkurgu külliyatının en kült simgelerinden biri olan Tektaş'ın çıkış noktası olmuş. Stanley Kübrick ile birlikte "2001: Bir Uzay Efsanesi" nin senaryosunu oluştururken Clarke bir yandan da hikayeyi kitap şeklinde yazmış. Kitap 1968 yılında basılmış.

Astronomi bilimindeki gelişmeler, Güneş sistemini incelemek için gönderilen, Mars, Jüpiter, Jüpiter'in uyduları ile ilgili pek çok bilgi sahibi olmamısı sağlayan modüller sonucunda Uzay Efsanesi'nin devamını getirme ihtiyacı hissetmiş ve 2010, 2061 ve 3001 olmak üzere 3 devam kitabıyla 4 kitaplık bir seri yazmış.

Bu kadar uzun bir alıntıya ve bu kadar ansiklopedik bilgilere, seri ile ilgili çok fazla bilgi vermeden anlatabilmek için başvurdum. Çünkü serinin her bir kitabında gerçekleşen olay, sonraki hikayelerin temelini oluşturuyor. Şu kadarını söyleyebilirim, Arthur C. Clarke'ın bilinen en büyük bilimkurgu yazarlarından biri olması boşuna değil. Öngördüğü teknolojik gelişimleri o kadar sağlam temeller üstüne koyuyor ki bahsi geçen teknolojilerin o zamanlarda gelişmiş olup olmadığından şüphe duyuyorsunuz. Zaten her kitabın önsöz ve sonsözünde belirttiği üzere geliştirdiği fikirleri incelediği gerçek bilimsel makalelerden alıyormuş. Şu bilim adamının şu çalışması, bu teorisinin bu gibi sonuçlar verebileceğini düşündüm diye anlatıyor. Yazdığı üzere, hikayeleri ne kadar bilimden faydalanarak yazılmışsa bazen yazdıkları ya da öngördükleri bilimsel ya da teknolojik gelişimin öncüsü olmuş. Pek çok astronot, fizikçi, matematikçi, astronom ve başka bilim adamlarıyla sürekli iletişim içindeymiş. Yani aslında Clarke'ı edebi yeteneği olan bir bilim adamı (astronom) olarak değerlendirmek bence çok yanlış olmaz.

Clarke'ın inceleme-analizleri sadece bilimle sınırlı da değil. Sosyal, toplumsal, ekonomik, politik yapılarla ilgili de çeşitli fikirleri var. Seri ne kadar uzay, geleceğin teknolojisi gibi konulardan desteklense de bu belirttiğim konuların geleceği ile ilgili de çeşitli öngörülerde bulunmuş. Uzaylılar üzerinden biyoloji ve kimya bilimlerine olan hakimiyeti de ortada.  Aynı zamanda dine olan yaklaşımını da görüyoruz. Tabii tüm bu saydıklarım çok güçlü bir mantık sistemiyle oluşturulduğu ve öngörüldüklerinden dolayı çarpıcı bir gerçekliğe sahipler. Ne yazık ki Clarke içinde yaşadığımız yüzyılı insanlığın en karanlık, en kötü dönemi olarak nitelendiriyor. Hatta bu değerlendirmeyi gelecekte yaşayan insanlara yaptırıyor, bir nevi bizi toplumsal bakımdan ilkel sınıfına koyuyor.

Bilimkurgu sevmeyenler için bir uyarım olacak; kitap çok fazla uzay tasviri ve bilimsel-teknolojik tanımlarla dolu. Aynı zamanda akıcı-sürükleyici kurgusal bir yapıdan çok mantık üzerinde belirli bir noktaya emin adımlarla ilerleyen bir öykü var. Yani bu seri macera-serüvene yönelik merak duygunuzu değil; bilim, uzay, gelecek ile oluşan merak duygunuzu tatmin etmeye yönelik bir seri. Yani uzun lafın kısası: bilimkurgu sevmiyorsanız uzak durmanız gereken bir seri. Bilimkurgu seviyor ama okuduğunuz kitapta bol aksiyon, sürükleyici bir macera arıyorsanız yine es geçmeniz gereken bir seri. Yine de -en azından bilimkurgu severlerin- birinci kitaba bir şans tanımaları gerekir. Eğer ki ilk kitabı bitirdikten sonra arada sırada kitapta anlatılan olaylar, yaşananlar, ayrıntılar aklınıza geliyor, bir şeyleri irdelemenize neden oluyorsa, seriyi bitirdiğiniz zaman gelmiş geçmiş en iyi uzay destanlarından birini bitirmiş olmanın burukluğunu yaşayacaksınız.


Dipnot: Tüm alıntılar İthaki yayınlarından çıkmış "2001: Bir Uzay Efsanesi", "2010: Uzay Efsanesi-2", "2061: Uzay Efsanesi 3", "3001: Son Efsane" kitaplarından alınmıştır. Gerek seri, gerek yazarla ilgili çok daha ayrıntılı bilgi kitapların önsöz ve sonsözlerinde bulunabilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder