Arthur C. Clarke etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Arthur C. Clarke etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Nisan 2014 Cumartesi

Rama Serisi - Arthur C. Clarke


Arthur C. Clarke'dan heyecanla bir serinin daha sonuna geldim. Daha önceden "Bir Uzay Efsanesi" serisi ve "Cennetin Çeşmeleri" kitabını okumuş ve buradan kitapların beni ne kadar etkilemiş olduklarını paylaşmıştım. Clarke, bilim kurgu söz konusu olduğu zaman beni en çok heyecanlandıran isimlerden bir tanesi. Şimdiye kadar okuduğum kitaplardan gördüğüm kadarıyla bilim kurgu, çok hassas dengeler üzerine kurulu bir edebiyat türü. Güçlü bir bilimsel altyapı, sağlam bir hayal gücü, iyi kurgulanmış karakterler ve sürükleyici bir hikaye... Clarke'ın hikayeleri çoğunlukla bu kıstasların büyük kısmında en üst seviyede oluyor, belki sürükleyicilik hariç. Hikayeler genelde o kadar bilimsel, belgeselimsi oluyorlar ki bilimsel ayrıntıların içinde dolaşırken hikaye çok fazla ilerlemiyor. Her ne kadar kurgu okuyucuyu (özellikle de bilim kurguya meraklı bir okuyucuyu) kitaba sıkı sıkıya bağlıyorsa da hikaye bazen çok yavaş ilerleyebiliyor.

13 Ekim 2013 Pazar

Cennetin Çeşmeleri - Arthur C. Clarke

Bilimkurgu, özellikle biz mühendisler olmak üzere meraklılarını çok bağlayan bir tür. Bir filmin, kitabın, çizgiromanın bilimkurgu olması bazen o esere bir şans tanımamız için yeterli olabiliyor (beni sık sık hayal kırıklığına uğratan bir ön yargı). Bilimkurgunun iyisini bulmanın verdiği haz, mutluluk ise bambaşka. Hal böyle olunca insan tanıdığı bir yazarın okumadığı bir kitabıyla karşılaşınca daha bir gözü kapalı yaklaşabiliyor. Bu yaklaşım, kitaplarının çoğunu zevkle okuduğum H. G. Wells'in yakın zamanda çıkmış, "edebiyat tarihinin ilk distopyası" olarak reklamı yapılmış "Efendi Uyanıyor" da yeni bir hayal kırıklığına yol açmıştı bende. Aslında isminden cisminden, kapağından, reklamından tahmin etmek gerekirdi. Boşuna değil H. G. Wells'in distopya denince ilk akla gelen yazarlardan biri olmaması.


Arthur C. Clarke aynı şekilde şimdiye kadar hep zevkle okuduğum bir bilimkurgu yazarı olagelmiştir (bknz. Bir Uzay Efsanesi). Bilimkurgu edebiyatının, özellikle de uzayın en önemli yazarlarından biridir Clarke. Hani "aklı bir karış havada" derler ya, Clarke'ınki bir karışı hayli hayli geçer. Amcamın oğluymuş gibi bahsettiğim bu büyük yazar, İngiliz kraliyet nişanıyla ödüllendirilmiş, British Interplanetary Society'ye başkanlık yapmış, Hugo ve Nebula başta olmak üzere pek çok ödülü birkaç kez kazanmış bir şahıs. Aklı hep uzaydaymış kendisinin. İnsanoğlunun uzayı iyice kontrolü altına aldığı, uzayda yaşam kurmaya başladığı, uzay bilimi ve teknolojileriyle ilgili gelişmelerin günlük yaşamın bir parçası olduğu gelecekler tasvir eder hep. Bir kitabı ya da kitap serisi uzunca bir dönemi konu alıyorsa yıllara göre teknolojinin gelişmesini bile hayal edip yansıttığını görürüz. Örneğin kitabın başlarında özel bir görev için kullanılan bir uzay mekiği, ilerleyen bölümlerde bir antika olmuş ve önemli olayların gelişimini anlatmak üzere müzeye kaldırılmıştır, vb. Clarke'ı pek çok bilimkurgu romanı yazarından ayıran nokta da buradadır. Başka bilimkurgu yazarları gelecekte güçlü hayal güçlerinin ürünlerini sergiler, onlara dayanarak hikayeler anlatırken Clarke'ın hikayelerinin temelini gerçek bilimsel, teknolojik gelişmeler, olaylar oluşturur. Hayal gücünden yoksun hikayeler olduğunu söylemiyorum. Tam tersine, özellikle bilim ve teknolojiyle ilgilenen insanları çok derinden kavrayacak bir hayal gücü vardır ortada. Fakat kullandığı fikirler öylesine güçlü bilimsel temellere dayanır, anlatım dili o kadar ayrıntılıdır, gerçekleşen olaylar o kadar mantıklıdır ki kurgusal bir romandan çok geleceğin geleceğinden gelme belgeselvari bir kitap okuyor gibi olursunuz. Bu olguya katkı sağlayan, kimilerince olumlu, kimilerince olumsuz bir yan olarak gözükebilecek bir nokta daha vardır Clarke'ın kitaplarında; hikayeler o kadar yavaş gelişir, hikaye yapısı olarak o kadar aksiyon içermez, o kadar az heyecan doludur ki, gerçek hayatta yaşanmış bir olayı anlattığına -eğer ki bilimkurgusal bir gelecekte geçmiyor olsaydı- inanabilirsiniz.

"Cennetin Çeşmeleri" wikipedia'nın söylediğine göre Clarke'ın en meşhur 3 kitabından bir tanesi. Hayatının bir noktasından sonrasını dalış sevdası nedeniyle taşındığı Sri Lanka'da geçiren Clarke'ın, Sri Lanka'yı temele koyduğu bir hikaye Cennetin Çeşmeleri, ve diğer kitaplarından alışık olduğumuz üzere uzayda değil, dünyada geçen bir hikaye anlatılıyor bu sefer (yani en azından atmosfer sınırları içinde). Bu sefer hikayemizde uzay gemileri, astronotlar, gezegenler yok. Dünya dışı bilinç sahibi yaratıklar için de yok diyeceğim ama onlar var. Sadece arka planda yer alsalar, ana hikayeyle direk bir temas kurmadan, sadece dünyanın geleceği tasvirinin bir parçası da olsalar yine varlar. Ve yazar, insanlığın bugünüyle ilgili eleştrilerini, dinle ilgili eleştirilerini, yaşamla, tüketimle ve benzeri dünyevi konularla ilgili eleştrilerini de bu dünya dışı bilinç yoluyla aktarıyor okuyucuya. Peki tüm bunlar yoksa ne var hikayede, bu sefer ana kahraman kim? Uzay Efsanesi ve Rama gibi serilerden alışık olduğumuzun aksine "Cennetin Çeşmeleri" nin ana kahramanı bir mühendis. Hem de öyle böyle bir mühendis değil, Cebelitarık Boğazı üzerine bir köprü tasarlamış ve inşa ettirmiş, dünyanın favori mühendisi. Mühendisimizin yeni projesi ise yıldızlara uzanan bir köprü inşa etmek.



1900'lü yılların başında, ilk uyduların fırlatılmaya başladığı zamanlarda bir Rus mühendisi bir soru atar ortaya. Madem uydular gönderebiliyoruz, uzay mekaniği cisimlerin yörüngede sabit olarak kalmalarını sağlıyor, neden uzaya doğru bir asansör inşa etmiyoruz? O yıllarda mühendise verilen cevap basitmiş: çünkü bu imkansız. Bu cevabın geçerliliği ise 1900'lü yılların sonlarına doğru yitirmeye başlamış. Yine Rusya'da 1950'lerde labratuvarlarda ilk karbon nanotüpler görülmeye başlanmış. Mükemmel bir karbon zincirinden oluşan bu malzemeler o kadar güçlüymüş ki uzaya çıkacak bir asansör fikrini "lan, acaba...?" mertebesine çıkarmış. Uzaya çıkmakla ilgili onlarca kitap yazmış Clarke durur mu, zamanı biraz ileri sarmış ve teknolojinin bu fikrin bir projeye dönüşebileceği bir geleceği tasvir etmeye başlamış. Uzaya gitmek için ihtiyaç duyduğu şeyler elinde; fikir, fikri bir gün gerçek kılma potansiyeline sahip bir teknoloji ve fikrin gerçekleşmesini sağlayacak, teknolojinin yeterince geliştiği yıllarda yaşayan mühendis. Tabii çeşitli sorunlar, sıkıntılar olmadan direk düşünülen ve sonrasında inşa edilen bir asansörün öyküsü ne kadar okunası olabilir? Bizim de mühendisimizin projesini tamamlayabilmesi için pek çok sorunu çözebilmesi gerekiyor. Nitekim kitabın sonunda, olaylardan 1500 yıl sonraki dünya tasvir edilirken asansörün çok eski bir yapı olarak varlığını, uzaya köprü fikrini ilk okuduğunuz an öngörebiliyorsunuz (Tabii Clarke'ın tasvir ettiği haliyle olması baya zor).

Clarke, herkese tavsiye edilmesi zor bir yazar. Bilimkurguya, teknolojiye, uzaya yabancı ve soğuk kişilerin zevkle okuması çok mümkün olmayan bir yazar. Kaldı ki tüm bunları sevenler bile yavaş kurgusu, az aksiyonu dolayısıyla bir kitabını okuduktan sonra ikincisine geçmekte tereddüt yaşayabilir. Fakat dünyasına bir kere girebiliyorsanız hayal dünyanıza bambaşka boyutlar katacak bir yazar kendisi. Öyle olmalı ki onunkiler kadar başarılı bilimkurgu kitaplarıyla  çok az karşılaştık. Onun kadar başarılı yazar ise çok daha az.

19 Ağustos 2012 Pazar

Bir Uzay Efsanesi - Arthur C. Clarke



"Öndeyiş: İlkçocuklar

Onlara ilkçocuk deniyordu. İnsanoğluyla uzaktan yakından ilgileri olmamalarına rağmen, etten ve kandandılar; uzayın derinliklerine baktıklarında, korku ile hayranlık arası bir saygı, şaşkınlık ve yalnızlık hissi kaplıyordu içlerini. Güç kazanır kazanmaz, kendilerini yıldızlar arasında dostlar aramaya başladılar.
...
Tüm Galakside, "bilinç"ten daha değerli bir şey bulamadıklarından onun her yerde doğması için çaba gösterdiler. Yıldız tarlalarının çiftçileri oldular; ektiler, bazen de biçtiler.
Bazen de soğukkanlılıkla zararlı otları ayıkladılar.
Bin yıllık bir yolculuktan sonra araştırma gemisi Güneş Sistemi'ne girdiği zaman dev dinozorlar çoktan yok olmuştu. Gemi donmuş dış gezegenleri geçti ve ölmekte olan Mars'ın çöllerinde biraz durarak Dünya'ya baktı. 
... Öğrenebilecekleri her şeyi öğrendiklerinde uygulamaya başlamışlardı. Karada ya da denizde yaşayan birçok türün kaderiyle oynadılar. Fakat hangi deneylerinin başarıya ulaştığını en azından bir milyon yıl boyunca öğrenemeyeceklerdi.
Sabırlıydılar; ancak henüz ölümsüz değildiler. Yüz milyar yıldızın bulunduğu bir evrende yapacak daha çok şey vardı ve birçok gezegen onları bekliyordu. Bu yüzden bir kez daha bu yldan geçemeyeceklerini bilerek boşlukta ilerlediler.
Aslında tekrar geçmelerine gerek de yoktu. Bıraktıkları uşaklar gerisini halledeceklerdi.
...
Ve şimdi, yıldızların arasında evrim yeni hedeflere doğru ilerliyordu. Dünya'nın ilk kaşifleri et ve kan sınırına çoktan ulaşmışlardı. Makineleri vücutlarından daha iyi duruma gelir gelmez de taşınmaya başlayacaklardı. Önce beyinleri, sonra da yalnızca düşüncelerini metal ve plastikten yapılmış yeni kusursuz evlerine yerleştirdiler.
Bunların içinde, yıldızların arasında dolaştılar. Ondan sonra da uzay gemisi yapmadılar. Kendileri uzay gemisiydiler.
Ancak makine-varlıkların devri de çabucak geçti. Bitmek bilmeyen deneyleri sırasında, bilgilerini uzayın kendi bünyesinde depolamayı ve düşüncelerini sonsuza dek donmuş ışık kafeslerinde korumayı öğrenmişlerdi.
Böylelikle kendilerini saf enerjiye dönüştürdüler. Binlerce gezegende açtıkları boş yuvalar ölümün umursamaz dansıyla titredi ve paslanıp ufalandılar.
... Ve o muhteşem aletleri hala çalışmaya, yıllar önce başlamış olan deneylerini gözetim altında tutmaya devam ediyordu.
Ancak bundan sonra yaratıcılarının emirlerine her zaman uymayacaklardı. Maddeden yapılmış her şey gibi, onlar da Zaman'ın ve onun sabırlı, yorulmak bilmez uşağı Entropi'nin sebep olduğu zararlara karşı bağılıklıkları yoktu."
3001: Son Efsane, İthaki Yayınları

Arthur C. Clarke King's Koleji'ni fizik ve matematik dallarında birinci olarak bitirmiş. British Interplanetary Society'nin eski başkanı, Academy of Astronautics, Royal Astronomical Society ve başka bir çok bilimsel organizasyonun üyesiymiş. Sayısız ödül, sayısız başarısından uzun uzun bahsetmenin çok fazla anlamı yok. En önemlisi kendisi Robert A. Heinlein ve Isaac Asimov ile birlikte bilimkurgunun "3 büyük yazar" ı olarak anılırmış. 1948 yılında BBC'nin hazırladığı bir yarışma için "Gözcü" isimli bir hikaye yazmış. Yıllar sonra Stanley Kubrick kendisiyle iletişime geçip "dillere destan bir bilimkurgu filmi" için bir fikri olup olmadığını sorduğunda bu öyküsünü gündeme getirmiş. Aya kurulan ve dünyada insanları gözleyen gözcü, bilimkurgu külliyatının en kült simgelerinden biri olan Tektaş'ın çıkış noktası olmuş. Stanley Kübrick ile birlikte "2001: Bir Uzay Efsanesi" nin senaryosunu oluştururken Clarke bir yandan da hikayeyi kitap şeklinde yazmış. Kitap 1968 yılında basılmış.

Astronomi bilimindeki gelişmeler, Güneş sistemini incelemek için gönderilen, Mars, Jüpiter, Jüpiter'in uyduları ile ilgili pek çok bilgi sahibi olmamısı sağlayan modüller sonucunda Uzay Efsanesi'nin devamını getirme ihtiyacı hissetmiş ve 2010, 2061 ve 3001 olmak üzere 3 devam kitabıyla 4 kitaplık bir seri yazmış.

Bu kadar uzun bir alıntıya ve bu kadar ansiklopedik bilgilere, seri ile ilgili çok fazla bilgi vermeden anlatabilmek için başvurdum. Çünkü serinin her bir kitabında gerçekleşen olay, sonraki hikayelerin temelini oluşturuyor. Şu kadarını söyleyebilirim, Arthur C. Clarke'ın bilinen en büyük bilimkurgu yazarlarından biri olması boşuna değil. Öngördüğü teknolojik gelişimleri o kadar sağlam temeller üstüne koyuyor ki bahsi geçen teknolojilerin o zamanlarda gelişmiş olup olmadığından şüphe duyuyorsunuz. Zaten her kitabın önsöz ve sonsözünde belirttiği üzere geliştirdiği fikirleri incelediği gerçek bilimsel makalelerden alıyormuş. Şu bilim adamının şu çalışması, bu teorisinin bu gibi sonuçlar verebileceğini düşündüm diye anlatıyor. Yazdığı üzere, hikayeleri ne kadar bilimden faydalanarak yazılmışsa bazen yazdıkları ya da öngördükleri bilimsel ya da teknolojik gelişimin öncüsü olmuş. Pek çok astronot, fizikçi, matematikçi, astronom ve başka bilim adamlarıyla sürekli iletişim içindeymiş. Yani aslında Clarke'ı edebi yeteneği olan bir bilim adamı (astronom) olarak değerlendirmek bence çok yanlış olmaz.

Clarke'ın inceleme-analizleri sadece bilimle sınırlı da değil. Sosyal, toplumsal, ekonomik, politik yapılarla ilgili de çeşitli fikirleri var. Seri ne kadar uzay, geleceğin teknolojisi gibi konulardan desteklense de bu belirttiğim konuların geleceği ile ilgili de çeşitli öngörülerde bulunmuş. Uzaylılar üzerinden biyoloji ve kimya bilimlerine olan hakimiyeti de ortada.  Aynı zamanda dine olan yaklaşımını da görüyoruz. Tabii tüm bu saydıklarım çok güçlü bir mantık sistemiyle oluşturulduğu ve öngörüldüklerinden dolayı çarpıcı bir gerçekliğe sahipler. Ne yazık ki Clarke içinde yaşadığımız yüzyılı insanlığın en karanlık, en kötü dönemi olarak nitelendiriyor. Hatta bu değerlendirmeyi gelecekte yaşayan insanlara yaptırıyor, bir nevi bizi toplumsal bakımdan ilkel sınıfına koyuyor.

Bilimkurgu sevmeyenler için bir uyarım olacak; kitap çok fazla uzay tasviri ve bilimsel-teknolojik tanımlarla dolu. Aynı zamanda akıcı-sürükleyici kurgusal bir yapıdan çok mantık üzerinde belirli bir noktaya emin adımlarla ilerleyen bir öykü var. Yani bu seri macera-serüvene yönelik merak duygunuzu değil; bilim, uzay, gelecek ile oluşan merak duygunuzu tatmin etmeye yönelik bir seri. Yani uzun lafın kısası: bilimkurgu sevmiyorsanız uzak durmanız gereken bir seri. Bilimkurgu seviyor ama okuduğunuz kitapta bol aksiyon, sürükleyici bir macera arıyorsanız yine es geçmeniz gereken bir seri. Yine de -en azından bilimkurgu severlerin- birinci kitaba bir şans tanımaları gerekir. Eğer ki ilk kitabı bitirdikten sonra arada sırada kitapta anlatılan olaylar, yaşananlar, ayrıntılar aklınıza geliyor, bir şeyleri irdelemenize neden oluyorsa, seriyi bitirdiğiniz zaman gelmiş geçmiş en iyi uzay destanlarından birini bitirmiş olmanın burukluğunu yaşayacaksınız.


Dipnot: Tüm alıntılar İthaki yayınlarından çıkmış "2001: Bir Uzay Efsanesi", "2010: Uzay Efsanesi-2", "2061: Uzay Efsanesi 3", "3001: Son Efsane" kitaplarından alınmıştır. Gerek seri, gerek yazarla ilgili çok daha ayrıntılı bilgi kitapların önsöz ve sonsözlerinde bulunabilir.