Electro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Electro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Eylül 2012 Salı

Burhan Öçal & Trakya All Stars feat. Smadj - Kırklareli İl Sınırı


Trakyalı olmayı hep sevmişimdir. Dünyanın en tatlı insanlarının olmalarının yanı sıra, karışmış (özellikle) Roman ve Balkan kanı ile çingenliğin, cinliğin gözünü oymuş insanlarız. Edirne ve Tekirdağ'da geçirdiğim tanıdık, akraba ziyaretleri ve kısa yaz tatillerinde şunu gördüm ki, bu adamlar müzikle eğlenmesini çok iyi biliyorlar. Bir Keşan yaz gecesinde ateş almaya gittiğiniz rakı masasındaki ahalinin 'Agacım otur şüyle be ya!' teklifiyle, o gecelik bütün dertleri, darbuka ve klarnet ile unutturması birinci gözden tecrübe ettiğim bir olay. 

Burhan Öçal, özellikle vurmalı çalgılardaki becerisi ile öne çıkmış; fakat zirilyon tane enstrüman çalan bir Trakyalı. Kırklareli doğumlu olan Öçal, yıllardır Zürih ve İstanbul arası volta atıyor. Yöresel Türk müziğini deneysel anlamda müthiş harmanyalabilen abimizin son albümü, yine bir o kadar başarılı grup The Trakya All Stars ve harkulade deneysel elektro müzik yapan değişik Tunuslu müziysen Smadj ile kaydettiği 'Kırklareli İl Sınırı'. 

Burhan Öçal'ın Kırklareli'ye saygısını belirtmek için oluşturduğu albüm, Trakya'ya özgü anonim parçaların, kendi besteleriyle beraber, çok değişik bir şekilde elektro ambient efektler ile yorumu aslında. Bildiğimiz çoğu anonim Trakya şarkısının The Trakya All Stars performanslarıyla, Öçal'ın harika arkaplan ritimleri ve Smadj'ın ince editleri birleşince oluşan harman bambaşka bir kapıyı açtı bana, ki aslında şöyle oldu; 

Geleneksel Lise yemeğimizin bu sene İstanbul'da olması üzerine sevgili Murat ile geçen haftasonu yemek öncesi İstiklal D&R'da gezerken ikimiz de bir anda mekanda çalan garip parçaya dikkat kesildik. Murat'ın merakıyla görevliye sorup albümün Kırklareli İl Sınırı olduğunu öğrendik. Albümü sonra edindiğim zaman, orada dinlediğimiz şarkının aslında 'Tekirdağ Karşılaması' olduğunu öğrenince, iyice şaşırdım; çünkü parçanın albümdeki yorumu bambaşka bir havada ve çok iyi. Bunun gibi çoğu parçanın albümdeki yorumunu dinlerken ne yapacağımı bilmez bir hale geliyorum ve en sonunda vücut bir yerden patlak veriyor, ritim tutmaya başlıyorum. Özellikle Süleyman Aga ve Tekirdağ Karşılaması parçalarına şans verin, zira müthiş yorumlar bence.

Folk müziğin usta ellerde çıkan yorumlarıyla, seviyeli elektro süslemelerinden hoşlanıyorsanız, hele ki Trakya havaları hoşunuza gidiyorsa Burhan Öçal ve The Trakya All Stars ilk ziyaret edilecek yer.

Dinleyin be ya. 



23 Ağustos 2012 Perşembe

Subheim



Nefret yakın yıllarda tanıştığım bir duygu. Kolay sinirlenme veya rahatsız olma duygusunu nefretle tanışana dek nefretle karıştırırdım. İçindekileri dökme, ortamdan uzaklaşma, ya da içine çekilme, sinir veya antipatiden kolay kaçma yolları iken, oyunun içine nefret girince, ayak bileklerinizden yükselen ateşin, kollarınızda ve bacaklarınızda birleşen gerilimi pamuk iplikleriyle tutan kontrolünüzü bir bir yakarken, beyninizin içindeki o baskının, nefret edilen konunun ya da bireyin kalbini elinizle sökme isteği yaratmasına kadar yükseliyor. İşin manasızlaştığı, yok etmenin tek güdü haline geldiği duygular, zifir siyahından elektrik mavisine, kimyasal alev yeşilinden kan kırmızısına doğru sürekli hal değiştiriyor. Pislikçe düşünmek, boş bakışlarla geçen zamanı çiğneyip geri tükürüyor.

Subheim nefretle tanıştığım zaman bana tavsiye edilen bir müzik projesi. Otobüste, serviste, parkta, sokakta yürürken veya kitap okurken, müzik sırası Subheim'a geldiğinde, yaptığım işe birkaç dakika ara veriyorum. Düşünmeye, gözlemlemeye, arkaplana geçmeye, ufak ufak görünmez olmaya başlıyorum. Su yüzeyinin hemen altından ilerleyen, birazdan alçakça bir yolla avını yiyecek acımasız bir avcı gibi gözlerimi kısıyor, çevreme değersizlermiş gibi bakmaya zorlanıyorum. İnsanların iğrenç hayatlarına devam ettiklerini görme, yaptıkları aptalca eylemlere dışarıdan bakma, acıma, birinin kolundan koparırcasına tutup iğrenç yönlerini yüzüne vurma isteği, nefretin alevi ile çevreyi yapılabilecek potansiyeller, o anki beynin içinde cereyan eden kum fırtınasının arasında arada bir görüş alanına giren birkaç fotoğraf sadece.

Subheim Yunan kütüklü Kostas Katsikas'ın bir elektro, instrumental, downtempo müzik oluşumu. Yüksek derecede elektro müziğe eşlik eden kadın ve erkek vokaller, çello, keman, vurmalı çalgılar ile oluşan harman ile insanın karanlık tarafındaki duygularını besliyor. Müzik ruhun gıdası ise, Subheim acı; ama yararlı bir sebze gibi.


Subheim, ilk albümü 'Approach' ile insan bilincinin tam ortasındaki sinirlere, baş parmağıyla hayvanca bastırarak en acı hisleri ortaya çıkartmıştı bende. Ani ve yüksek seviyeli, her seferinde daha da can acıtan uyarmalarla en köklü anı ve duyguları alev alev canlandırması ile yıllardır vazgeçemediğim bir albüm oldu. Parçaları hala azalamayan bir etki ile, her hava ve uzam koşulunda kafamı bambaşka düşüncelere sokmayı başarıyor.

İkinci albümü 'No Land Called Home' ile bu sefer insan bilincinin hapsedildiği zifiri karanlık bodrumdan çıkıp, gecenin bir yarısı Beyoğlu'ndan evine dönmeye çalışan, köküne kadar anason ve kötülük kokan amcanın, canhıraş çabalarla yürümeye uğraşırken bir yandan çevreyi de gözlemlemeyi eksik etmediği süreçte yaşadığı karmakarışık, bombok duygu ve düşünce girdabını beyne zerk ederek, farklı insan yönleri, kültürleri, sesleri ve duygularını, velet bir çocuğun bir aleti karıştırıp bozarken aldığı o iğrenç haz ile birleştirip önümüze sunmuş, meseleyi daha da genele taşımıştı. Benim için birincisi kadar kişisel ve karanlık bir albüm olamamış, ama korkutucu derecede mistik ezgileriyle, rahatsız edici tez gecelerini kafamda daha da ölümsüz yapmıştı.

Bana Subheim'i tavsiye eden sevgili E.D. dışında çevremde kimse Subheim'dan hoşlanmıyor. Belki bizim içimiz çürük, belki insanlar Subheim ile çeşitli durumların nasıl değişik atmosferlere sokulacağının farkında değil. Subheim bana acı söyleyen, sevmediğim, aşağılık artist bir arkadaşım gibi. Çevrede öyle arkadaşların gerekliliğini sakın görmezden gelmeyin.

Karanlıktan beslenin.


8 Mart 2012 Perşembe

Boards of Canada

Filmlerde, kitaplarda hep bi Scotsman, Irish, Welsh gördüğümüz zaman seviniyoruz. Aksan temalı sempatikliğimiz hiç bitmiyor bu UK bölgelerine. 

Boards of Canada da İskoçya Edinburgh (Edinburu yanlış olmasın.) kütüklü iki abimizin kurduğu bir grup. Herhangi bir elektro grubundan farklı olarak bu iki arkadaş kullandıkları 1970'lere özgü analog sample'larını baz alıyorlar parçalarında. Böylelikle sıcak, eskilere yönelik, kişiye biraz (geceleri bayağı bayağı) nostaljiyi hissettiren bir müziğe maruz kalıyoruz kendilerini dinlerken.

Grubun ismi temel olarak şuna dayanıyor; Boards of Canada (BoC) kullandıkları sample'lar, genellikle 1970'ler televizyon şovları ve sinema filmlerinden aldıkları ses parçalarından oluşuyor. Halen aktif olan film yapımcısı ve yayımcısı olan National Film Board of Canada'nın eski belgesel ve kliplerinden aldıkları görüntüler ve sesler parçalarından bir hayli kullanılıyor. BoC'nin sahip olduğu saykedelinin nedenini aramak için çok uzağa gitmemek lazım, zira National Film Board of Canada'nın eski kısa filmleri ciddi derecede korkunç. Youtube'dan kanallarına göz atılması lazım NFBoC'nin.

Başka ilginç bir olay da grubun çoğu parçasında (her parçasında diyen de var.) bir sübliminal mesaj olması efsanesi. Denilene göre BoC, dinleyiciye arkaplanda işlemekte olan bir algoritma ile değişik mesajlar veriyormuş. Görsel olarak kliplerinde de aynı yorumu yapanlar var, bu yüzden klip yaratımında da ince olaylar varmış. Laf tabi bunların hepsi, aslı yok. 

Grubun şu ana kadar bir elin parmaklarını geçecek kadar albümü ve çok sayıda parçası var. Kişisel olarak 'Trans Canada Highway' adlı albümleri dinlemekten en çok zevk aldığım albüm. 

'Sene olmuş 2012, daha Boards of Canada'yı ne tanıtıyorsun lan?' diye düşünülmesin. Amaç bilmeyenler bu zevkten mahrum kalmasın, bilenlerin de aklına BoC tekrar gelsin, sevdikleri bir parçayı açıp dinlesinler, kendilerine gelsinler. Hafif, sıcak, nostaljik, tek başına dinlemelik bir elektro müzik için BoC geceleri en güzel tercih. 

İskoçya dağları, bize BoC'yi verdiğin için teşekkürler. 

Boards of Canada - Dayvan Cowboy


15 Ekim 2011 Cumartesi

Justice - Audio, Video, Disco

Çok bekletti bizi Justice; ama Sonunda dönüyorlar.


Aslında daha ilk albümden sıkılmamıştık, sürekli değişiklik dizilerde görmemizle tekrar tekrar Justice'e bağlanıyorduk sürekli. En son muzur İngiliz dizisi Misfits'in bölümlerinde kullanılınca içimdeki Justice sevgisi tekrar kabarmıştı. Uzun zamandır mesajını veriyorlardı zaten yeni albümün, Civilization single'larıyla değişiktiklerini anlamıştık, şimdi tam anlamıyla görüyoruz müthiş olduklarını. Albümü youtube'dan dinleme fırsatım oldu. 


Önce Gereksiz bilgiler; Fransız house, electro, punk, rock karışımı ile uğraşan Justice 2 Apaçi tipten oluşur. İlk albümleri     ile olaya çok sert bir giriş yapmışlardı.  Ardından çıkardıkları "A Cross in the Universe" belgeselleri ile de ne kadar serseri tipler olduklarını gömüştük. Dünyayı ve insanı yarattıkları ilk albümde her parça ayrı bir kitle edilmişti. Kişisel favorilerim Genesis ve Stress'ti benim hatta. Şimdiki albümleri ile de medeniyeti yaratıyor Justice. 


Çok "Açılın lan Justice geliyor!" edasıyla fırlamışlardı. Ergen çocuklar diyorduk hatta Fıratla Justice hakkında.  Şarkıları çok sert, çok karanlık, çok garipti. O kadar başarılı oldular ki manyak manyak efsaneler çıktı haklarında. Hala Justice'in Daft Punk olduğuna inananlar var. Denilene göre Daft Punk kimliklerini açıklamadan Justice adlı bir grupla tekrar piyasaya çıkıyorlar, elde ettikleri başarı ile "Bizim ismimize ihtiyacımız yok, electro'da zaten çok iyiyiz, ismimiz Armut olsa yine beğenirsiniz." diyorlar. Sonra antitezler çıktı, tartışıldı falan. 

Bu albümle Justice'in çok yumuşadığını görüyoruz. Daha bir yatışmış, daha bir sakin Justice var. "Abi oturun biraz müzük dinleyek yaae." diyor gibiler. Kendileri de kabul ediyorlar zaten. "İlk albüm gece şarkılarıydı, bunlar gündüz versiyonları." diyorlar. Haklılar; ama yine ağza takılan, vücudu sürekli hareketlendiren, kıpır kıpır bir albüm geliyor! 

İki gündür her yerde "AUDIOOOOO AUDIOOO!" diyorum lan.