Ray Bradbury etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ray Bradbury etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mayıs 2015 Çarşamba

Sonbahar Ülkesi - Ray Bradbury

"Yılın hep son döneminin yaşandığı ülke..."

İthaki yayınları son zamanlarda çok güzel bir hamle yaparak yakın zamanda vefaat eden "düz yazının şairi" Ray Bradbury'nin bir yandan eskiden basılmış kitaplarını tekrar basarken bir yandan da daha önce Türkçe'de hiç yayınlanmamış kitaplarını bastı. "Sonbahar Ülkesi", Ray Bradbury'den okuduğum kitapları arasında en beğendiklerimden, beni en çok etkileyen kitaplardan biri oldu. Öyle ki kitabın son sayfalarına yaklaştığımda Türkçe'ye yeni çevrilen kitabı "Karahindiba Şarabı" nı sipariş etmiştim bile. Ray Bradbury ile ilgili "Aydaki bir kratere Bradbury'nin anısına Dandelion (Karahindiba) krateri adı verilmiştir" cümlesini okuduğumdan beri merak ediyordum "Dandelion Wine" ı zaten.

Sonbahar Ülkesi tamamı ölüm üzerine kısa hikayelerden oluşuyor. Hikayelerin büyük bir çoğunluğu yağmurlu havada camdan kayan su damlaları misali sürükleniyorlar ölüme. Bazı hikayeler o kadar kasvetli ki karakterleri zaten daha hikayenin başında ölümle yaşam arasındaki ince çizginin ölüme yakın tarafında salınıyor oluyorlar. Özellikle Meksika'da geçen bir hikaye (ilklerden biriydi), kitap bittikten sonra dönüp baktığımda yoğun kasvetinin izleri en çok kalanı oldu. Tabii hikayelerin hepsi kasvetli de değil. Kiminde ölüm hayatın kaçınılmaz bir parçası. Bir kısım hikaye ise cinayet, katilden kaçma üzerine kurulu. Ancak karşınızda bilim kurgu/fantastik kurgunun en iyi yazarlarından Ray Bradbury olunca klasik eli bıcaklı katil ve çığlık atarken kafası kopan kadınlar canlanmasın gözünüzde. Katil bazen bir bebek de olabilir, bazen rüzgar da. Ve Bradbury'nin benim en başarılı bulduğum yönü: her yönüyle insanlık halleri. Kıskançlıklar, iyi niyetler, inatlar, korkular, cesaretler, hüzünler, kalın kafalılar, utangaçlar, kırılganlar, umursamazlar...

"Sonbahar Ülkesi, ölüm hakkında okunabilecek en hayati kitaplardan biri." Bizim açımızdan bir başka önemli nokta ise bilinçli bir şekilde Burak'la aynı anda okuduğumuz -hatırladığımız kadarıyla- ilk kitap olması. Ben 1 hafta daha önce başlamıştım, şimdi hikayeler üzerine yorum yapmak için kendisinin kitabı bitirmesi konusunda sabırsızlanıyorum. :)

28 Haziran 2013 Cuma

Uğursuz Bir Şey Geliyor Bu Yana - Ray Bradbury

"Something Wicked This Way Comes" olabildiğine şairane bir tabir değil mi? En azından ben kendisini ilk duyduğum zamandan beridir böyle düşünüyorum. İnsanın gözünün önüne hep bir gece karanlığını getirdiği konusunda sanıyorum hemfikir olabiliriz. Onun haricinde çeşitlendirmeler yapılabilir. Kimi gözünü kapattığında şehrin sokaklarının altında, lağımlarda dolanan, çıkmaz, arka sokaklarda, gölgelerde gizlenen bir şeylerin olduğu bir sahne canlandırır zihninde; kimi eski, Viktoryen bir evin onlarca koridorlarında, merdivenlerinde, tavan arasında dolanan bir şeyleri. Kimi için güvenli evinde, yatağında yatarken sokağın başında, bozulmuş sokak lambasının altından kendine doğru yaklaşan bir gölge olabilir, ya da gecenin bir yarısı denk geldiği bir parkta, hatta daha da iyisi bir mezarlıkta hışırtısını duyduğu ama göremediği bir şeyler... Korku edebiyatının en büyük isimlerinden birisi olan Lovecraft "... en büyük korku bilinmeyenin korkusudur" der ve hikayelerinde korkunun kaynağı olan canavarları olabildiğince az tanımlayarak boşlukları okuyucunun hayal gücüne tamamlamak üzere bırakır. "Something wicked this way comes" da bence tam olarak bunu yapan; yaklaşan "wicked" yani uğursuz, lanetli, fena, kötü şeyi net tanımlamadan -something- bırakan bir tabir.

14 Ekim 2012 Pazar

Mars Yıllıkları - Ray Bradbury

"Geldiler, çünkü korkanı vardı, korkmayanı vardı, mutlusu vardı, mutsuzu vardı. Herkesin bir sebebi vardı. Bir şey bulmaya, ya da bir şey elde etmeye, bir şey kazıp çıkarmaya ya da gömmeye geliyorlardı..."

"Mars Yıllıkları"; bilimkurgu ve distopya tarzında hikayeleri ile büyük bir efsane olmuş, birkaç ay önce vefaat eden Amerikalı yazar Ray Bradbury'nin ilk kitabı imiş. Bradbury hikayeleri 1940'larda yazmaya başlamış, kitap 1949'da basılmış. Kitapla ilgili birkaç kısa, turistik bilgi: Ruslar kitaptan esinlenerek 1988 yılında bir film çekmişler. Sanıyorum ki 1960'larda Amerika'da bir opera uyarlaması olmuş. Bazı hikayeler radyoda, bilimkurgu kuşağında okunmuş. Bazı televizyon programları, bazı hikayeleri televizyona uyarlamış. Aynı zamanda yine bazı hikayelerin çizgiroman uyarlamaları çıkmış.

Nedir peki Mars Yıllıkları? Hikayemizde Mars, üstünde yaşam olan bir gezegendir. Hatta üstünde çok eski bir uygarlık vardır. "Haziran 2011: ve ay hala ışıldıyordu" öyküsündeki bir arkeologun keşiflerini geminin kaptanına anlattığı kısımlardan öğrendiğimiz üzere, insanlıktan çok daha gelişmiş bir uygarlıktır Marslılar. İnsanların uzay yolculuğuna çıkmaya başladığı bir gelecekte (daha doğrusu günümüz-geleceği denilen bir gelecekte - geleceği tasvir eden bir bilimkurgu romanının tasvir ettiği geleceğin tarihinin gelmesi-) başlar hikayeler. Kitabı 3 bölümde değerlendirmemiz mümkün: İlk bölümde astronotlar Mars'a varırlar. İkinci bölümde yerleşimciler Mars'a varırlar ve Mars üzerinde dünyadaki hayatın bir gölgesi başlar (Kitabın arka kapağından aldığım, Ağustos 2001: Yerleşimciler bölümünde geçen paragraf bu bölümün başlangıcı sayılabilir). Üçüncü bölüm hikayelerinde ise Dünya'da devam etmekte olan savaş, insanlığın kendisini ve Dünya'yı yok etmesine doğru gitmektedir. Mars'ta yaşayan Dünyalılar, Dünya'ya roketlerle geri dönerler. Yani kısacası tam bir giriş, yerleşme, çıkış hikayesi "Mars Yıllıkları".

Hikayeler, ne kadar Mars'ta ve gelecekte geçse de başka yazarlardan okuduğumuz, ilginç bilimsel gelişmeler, ilginç uzaylılar ile hayalgücünün sınırlarında bilimkurgu öyküleri sayılmazlar. Arada Marslılar geçse de, bazı bilimsel icatlar hayal etse de hikayeler dünyalı insanların, dünyalı bakış açılarının, dünyalı mantıkların, dünyalı ilkelliğin, dünyalı egonun yani çok yabancı olmadığımız bir ortamın hikayeleri. Dolayısıyla bilimkurgunun çok hayranı olmayan insanların bilimkurgu okurken yaşayacakları sıkkınlık, ilgi kaybı bu hikayelerde çok fazla mevcut değil.

Öykülerin arasında beni en çok etkileyenler "Usher II" ve "Yağmurlar Çiseleyecek" öyküleri oldu. Usher II için "Fahrenheit 451" in oluştuğu hikaye de diyebiliriz sanırım. Bir çeşit Edgar Allan Poe'ya saygı duruşu olan hikaye, kurgu-fantazi hikayelerin yasaklandığı, her türlü kurgu-fantazi kitaplarının toplanıp yakıldığı bir geçmişe sahip. Öyle ki yeni nesil artık Poe'yu bilmeyerek büyümüş, Poe'nun hikayelerine yapılan göndermelere boş boş bakarak karşılık verir olmuş. Bir kitap, kurgu, fantazi aşığı milyarder Mars'a gelir, Poe, vampirler, cadılar, hayaletler ve daha bir sürü hayranı olduğu objelerle süslenmiş bir ev inşa ettirir kendine. Fakat her türlü kurgu-fantazi yasaklanmıştır ve bürokrasi Mars'a da gelmiştir. Yetkililerin Usher II evini yıkmaları an meselesidir. Kitapta açık ara beni en çok etkileyen hikaye "Yağmur Çiseleyecek" hakkında azından bile bilgi vermek istemiyorum. Çok özet bir şekilde, Dünya'daki nükleer savaş sonunda geçen hikaye, savaşın yıkımını savaştan ve yıkımdan hiç bahsetmeyerek anlatıyor. Bradbury'nin tüm hikayelerinde var olan mizah duygusu, mizahi yaklaşım bu hikayeyi gerilim yüklü bir trajediye büründürüyor.

"Fahrenheit 451" i saymazsak; Bradbury'nin, yakın zamanda çıkan "Resimli Adam" ile birlikte en çok beğenilen kitabıymış diyorlar "Mars Yıllıkları" için. Hem bilimkurgu açısından yapı taşı tadında bir kitap olması nedeniyle (1950'de yazmış adam, bazı yerlerde bunu hatırlamak insanı baya şaşırtıyor) bilimkurgu severler için, hem de bilimsel ayrıntıların çok fazla ve yorucu olmamaları dolayısıyla kurgu-roman severler için baya uygun bir kitap "Mars Yıllıkları". (Tabii Bradbury'nin iyi bir Amerikalı olduğunu unutmamak lazım; aksi taktirde Mars'a gidebilen tek devletin Amerika olması gibi bazı ayrıntılar can sıkabilir)