30 Mart 2012 Cuma

Zeki Demirkubuz - Yeraltı



İtiraf ediyorum; ülkeyi özledim, çok hem de. Hayatta bazı şeyleri insan yerine oturtamayınca, ölçtüğü değişkenleri başkaları da aynı şekilde ölçmeyince kuşku kaçınılmaz oluyor. Özlem, bunun bireyin kendi içinde yaşadığı sonuçlarından sadece bir tanesi. Uzaklaşma ve kaçma, ya da yapışma ve mücadele etme kuşkunun yenilmesinde en belirgin yol ayrımı olabiliyor, ben öyle bir yargıya vardım bir süredir. Herkes için farklı olabilir tabi ki. Bugün başka bir blogta okuduğum 'Sakın sen onlara uyma!' bu yollardan bir tanesiymiş gibi geliyor bana. 

İnsanlar bireysel davranmadıkça canım çok sıkılıyor. Bireysellik, düşünme sorumluluğunun azaldığı topluluklarda her zaman göze batıyor. Bir sanatçı tek başına topluma farklı ya da toplumun hazır olmadığı bir durumu sunduğunda ya da ortaya koyduğunda da, bir bilim adamı bir icat ya da buluş yaptığında da bu durum böyle. 'Ben neden böyleydim acaba?' bu göze batmanın toplumdaki etkileşiminin ilk adımı, ya da başka bir açıdan bakılırsa sonucu gibi. Bana öyle geliyor ya da bilmiyorum. Hala yerine oturtamadığım o kadar çok parametre var ki.

Demirkubuz kendini kaptırmışlık ve yeniden başlangıcın ikisini de tatmış bir kişi. Bunalım ve pişmanlığın aşağıya çektiği kuyuda çabanın ve gayret etmenin verdiği ışığı loş da olsa kuyuyu aydınlatabildiğinin farkında bir kişilik. Baştan söylüyorum; kendisine saygım yüksek. İnternet aracılığı ile izlediğim ve incelediğim kadarıyla bir kenara koyduğum, 'evet bu böyledir.' dediğim yargılara aynı açıdan yaklaşan bir kişi. Aynı açı bazen 'çok farklı açıdan bakmak.' da olabiliyor. Olmayabilir de, benim hissettiklerim bu en azından. Bunun hoşuma gitmemesi kaçınılmaz.

Eylem halinde olan insanoğlunun sinemayı ilk olarak (ve aslında baskın olarak hala) pratikte kullanması tabi ki eylem silsilesini izleyicine aktarmak olmuştur. Durumu anlatan filmler ise aslında zamanı dondurup, insan zihninin kurduğu ve sonsuz hızda ilerleyen yaşamı izleyiciye film ekibi üzerinden bir nebze anlatmak olmuştur her zaman. Bu da çoğu kişiye normal olarak ağır gelir. Bana da geliyor çoğu zaman; ama hazmedemediğim husus, bu filmleri önyargıyla yergilemek ve reddetmek. 

Pişmanlığın, duygunun insan mantığına baskın gelmesinin, düşünmenin, farkına varmanın geç kalındığı noktaların izdüşümünü, yaşadığımız uzamda, Türkiye'de, bence ince ve nezih bir biçimde bize hissettiren bir kişi Zeki Demirkubuz. Düşmenin, ağlamanın, acı duymanın aslında düşünmeye kapı açtığı, insanların birşeylerden emin olmasına olanak sağladığı gerçeğini kişiler üzerinden (belki de) deneycilik ile tekrar tekrar benzeşimini kanıtlayan bir kişi kendisi benim gözümde. 

Yeraltından notlar uzamsız bir edebi analiz. Demirkubuz bu uzamsızlığı daha önceki işlerine de uygun olarak ülkede bir denemesini sunacak bize 13 nisanda. İlk önceleri çok taraflı bir bakış açısının planlandığı film, doğal olarak film süresinin getirdiği kısıtlamayla sadece bir karakter üzerinden ilerleyecek. 

Tek korkum insanların aklına yönetmenin hissettiklerini görmezden gelip filmi yargılayacak olmaları olasılığı. Herkesin yeraltından notları kesinlikle farklı bir defterdir. Bunu akılda tutmak lazım.

Yanlış anlaşılmasın, şu yaşımda Demirkubuz'u yargılıyor değilim. Sunulan eserler üzerinden oluşan duygularım ile Yeraltı'nı, yönetmeni de göz önünde tutarak tahmin etmeye çalışıyorum o kadar. 

Masumiyette Haluk Bilginer'in şehirlerarası otobüsünde sigara içtiği sahne biz gençler için çok büyük bir farkındalık değil miydi?


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder